Bilgisayar
Youtube yasağı ve günlük çözüm!
October 31, 2010
0

2.5 yıllık Youtube yasağı en sonunda kalktı. Ama nasıl, yasaklı videoların telif hakları bir şirkete verildi, şirket de telif hakkı iddia ederek Youtube’dan videoları kaldırdı. Sorun çözüldü mü? Hayır. Yarın birisi telif hakkı olmayan bir materyal hazırlarsa ne olacak? Bu sefer 2.5 yıl da kurtaramıyacak, yeni bir günlük çözüm bulununcaya kadar yine yasaklı kalacak.

Binali Yıldırım’ı dinlerseniz Türkiye çocuk istismarı için çok güzel şeyler yapıyor da şu Atatürk’e hakaret yüzünden yapılanlar “yasakçı zihniyet” damgası yiyerek yanlış yargılanıyor. Hala da ağzında bir vergi muhabbeti döndürüyor.

Öncelikle şu vergi saçmalığından artık vazgeçin. Adamlar şirketlerini bir Avrupa ülkesinde kurmuşlar fatura kesiyorlar, sizin şirketleriniz de o faturaları gider gösteriyorlar. Detayından anlamam ama gümrük birliği olduğu sürece ortada yasadışı birşey yok, vergi almanın yolu da yok. Vatandaşlara ortada bir vergi kaçakçılığı varmış gibi göstermek büyük ayıp. Eğer çok rahatsızsanız özel bir gümrük koyarsınız, gider gösterilemez dersiniz vs. (tabi Avrupa Topluluğu buna ne der, onu da siz düşünün) Ne olursa olsun bunu Maliye Bakanlığı halleder, Ulaştırma Bakanlığı değil. Üstelik Google Türkiye’de şirket kursun diye yasakları avantaj olarak kullanmak ortaokulda hoşlandığı kızın dikkatini çekmek için saçını çekmeye benziyor. Gerçekten bu kadar aciz misiniz?

İkincisi çocuk suistimali ve çocukları müstehcen içerikten koruma konusu. Bir kere meclisin gündemine 5651’i getiren çocuk suistimali, uyuşturucunun özendirmesi ve benzeri konular bütün dünyada hassas olunan konular ve FBI’ından bütün ülke polislerinin çok kısa sürede işbirliği yaparak sadece içeriğin kaldırılması değil suçlunun bulunması için de uğraşacağı vakalar. Dolayısıyla o konuda yasa çıkartmayı gerektirecek çok önemli bir neden de yoktu. Emniyet içerisindeki özel bir birim bile rahatlıkla bunu hallederdi. Müstehcen içerikten çocukları korumak ise lafta çok önemli bir uğraş ama pratikte yapılanların sorunun özüyle alakası yok.

Merkezi tedbirlerle çocukların müstehcen içeriğe erişmesine engel olamazsınız. Hem bütün sayfaları yasaklayamazsınız, hem de müstehcen içeriği büyüklere de yasaklıyarak “ideolojik” bir uygulama yapmış olursunuz. Aynısı RTÜK denilen kurum için de geçerli. İnsanların sorması gerek soru şu: “Yetişkinleri neden müstehcen içerikten koruyorsunuz? Yoksa müstehcen içeriği herkes için zararlı gören bir zihniyeti ülkeye hakim kılmaya mı çalışıyorsunuz?” Tabi bu soruyu sormaya çok fazla insan cesaret edemiyor, çünkü isimlerinin pornocuya çıkma riski var. Bu husus ABD de dahil birçok ülkede muhafazakar-liberal çatışması içinde yaşanan bir tartışma. Televizyonda Türkiye benzeri uygulamalar çoğunlukta olsa da İnternet’te arap ülkelerine hızla yaklaşıyoruz.

Asıl sorun olan çocuklar ve müstehcenliğe gelince bu uygulamanın doğru yeri ailedir. Aile çocuğuna karşı sorumlu olmazsa çocuğun müstehcenliğe erişimini engelliyemezsiniz. Aile çocuğuna sahip çıkmazsa İnternet olmaz film olur, sokak olur, röntgencilik olur teşhircilik olur, çocuk (doğrusu ergen demek lazım) müstehcenliğe erişimin bir yolunu bulur. Aile çocuğuna sahip çıkarsa zihin ve gelişimlerinin olumsuz yönde etkilenmesi engellenmiş olur. İnternet sadece içeriğin çok kolay erişilebilir olması açısından hassas bir ortamdır. O yüzden mutlaka bilgisayarların çocuk bilgisayarı/yetişkin bilgisayarı ya da çocuk modu/yetişkin modu şeklinde ayrılması, çocuklara ait bilgisayarların özel yazılımlarla korunması şarttır. Saniyede milyarlarca içeriğin aktığı bir ülke omurgasında filtreleme yapmanız hem teknik olarak çok zordur, hem de yönetilmesi idaresi zordur. Hele bu filtrenin başına sivil toplumun katkı vermediği ve denetlemediği bir memur grubunu görevli atarsanız, süreci de şeffaflaştıramazsanız bugün Türkiye’de yaşadığımız saçmalık başınıza gelir. Siz 10 sayfa kaparsınız, aynı gün 20 sayfa açılır.

Devletin yapması gereken sivil toplumu işin içine çekerek ve paranın musluklarını açarak (BTK’nın bütçesi 1 milyar liradan fazla, bunun mislini hazineye aktarıyor) çocukları müstehcen içerikten koruyacak organizasyonu yapmak, çocuk bilgisayarlarına özel yazılımlar (tarayıcılara filtreler, paket filtreleri ve vekil sunucular) üreterek bunları ücretsiz dağıtmak ve gerekli servisleri ücretsiz vermek. Örneğin okullardaki İnternet çıkışlarında, İnternet kafelerde ve bireysel kullanıcılar için ISP’ler içinde vekil sunucular kurarak bu sunucu yapılandırmalarını merkezden yaptırmak. Merkezde ise STK’larında katkı verdiği bir sakıncalı içerik veri tabanı oluşturarak gerekli kısıtlamaları yapmak. Binali Yıldırım Türkiye örnek diyor ama Türkiye’nin örnek alabileceği ve alması gereken birçok gerçek örnek var. İstendiği sürece hem şu andakinden daha etkili olarak çocukları müstehcen içerikten korumak mümkün, hem de yetişkinleri korumadan (!) bunu yapmak mümkün. Tabi çocuklara bilinçli olarak yetişkin içeriği sunanlara ve ihmalde bulunanları da takip altına alıp ciddi yaptırımlar uygulamak gerekli.

Üçuncü konu Türkiye’de İnternet’in geleceğini gerçekten tehdit eden “hakaret” konusu. Bu da Türkiye’nin ifade özgürlüğü konusundaki geri kalmışlığından kaynaklanıyor. Bir ara TİB’in kişisel hakareti 5651’in katalog suçlarına dahil edilmesini önereceğini okumuştum. Bu şu anlama geliyor, mahkeme olmadan bir web sayfası tek telefonla TİB tarafından kapatılabilecek. Facebook, Twitter, Blog sunucuları gibi bir ortamda edilen hakaretlerde ne olabileceğini siz düşünün. Bu yasa değişikliği olmasa bile sağolsun bazı il ve ilçelerimizdeki bazı mahkemeler savunma yapılamadığı için kısa süre içinde kişisel hakaretten yürütmeyi durdurma kararı alarak yasak uygulayabiliyorlar. Bunu malum kişinin evrim konusunda aldırdığı kararlarla sık sık yaşadık. Kişisel hakaretin sadece içeriği engellemekle bütün siteyi engellemenin arasındaki farka ve sonuçlarına vakıf özel mahkemeler tarafından ele alınması ve yasaklama yerine failin bulunması, tekzip yayınlanması gibi çözümleri deneme prensiplerini işletecek şekilde karara bağlanması gerekli. Tabi bunun mizahçılarımızı da rahatlatacak çok daha net bir çözümü var. Uygar ülkelerdeki gibi siz de aynı ortamda daha düzeyli şekilde karşılığını verir ya da görmemezden gelirsiniz. Zira hakaret çoğunlukla tepki verdiğinizde değerlenir.

Neyse işin özü, yasak kalktı diye sevinmeyin çünkü zihniyet aynı. Yasayı çıkarıp, memurları atayıp, çarkları işletip sonra pişkin pişkin “bu yasaklar da bizi kötü gösteriyor” diyen, iki lafın birisi saçma bir vergi saplantısı olan, İnternet’i gazete gibi gören yöneticiler aynı.

Leave a Reply