Haziran’a kadar kalacağım Kıbrıs’ta arabanın son derece elzem olduğunu öğrenince arabamla gitmeye karar verdim. Eziyetli olduğunu öğrenmiştim ama deneyimlemiş de oldum.
. Artık ibret mi dersiniz fayda mı dersiniz bu deneyimlerimi paylaşmak istiyorum. İşte ayrıntılar…
Read the rest of this entry »
Arabamı Kıbrıs’a götürürken…
October 23rd, 2009Like a Prayer
October 13th, 2008Son dönemde mail istemcilerinin büyük çoğunluğunu İnternet tarayıcıları ele geçirdi. Çogu kişi IMAP istemciler yerine aslen HTTP-IMAP geçidi olan webmail uygulamalarını tercih ediyor.
Webmail sunucularının büyük çoğunluğu durumsuz çalışıyor. Yani istemciden gelen her tıklamada yeni bir IMAP oturumu açıp işlemi yaptıktan sonra oturumu kaybediyor. Rouncube gibi posta başlık listesini tamponda tutanlar var ama hala bir “yetkilendir-işlemi yap-çık” döngüsünü işletmek zorunda kalıyorlar.
İşlemi hızlandırmanın bir yolu bir IMAP vekil sunucusu yerleştirmek (Bkz. imapproxy) böylelikle yetkilendirmeyi ve oturumu açık tutarak yeniden kullanabiliyorsunuz. Ama hala sunucu, istemcinin durumunu tutmadığı için thunderbird, kmail, evolution benzeri istemcilerden yavaşsınız.
İki yıl kadar önce, ya bunu yapmışlardır dediğimde Prayer‘la karşılaştım. C ile yazılmış, tam düşündüğüm gibi her oturum için oturumun durumunu sunucuda tutan, IMAP oturumunu açık tutan ve dolayısıyla her tıklamada sadece minimum gerekli işlemi yapan, bu sayede de son derece hızlı bir webmail yazılımı. Kullanıcı arayüzü çirkin olsa da hızı gerçekten müthiş. Ayrıca PHP tabanlı olan webmail’lere göre güvenli olduğu da muhakkak. Eminim Java gibi bir dilde uygulama sunucuları üzerinde çalışan muadilleri vardır ama ben Prayer’in bu koşullarda popüler olmamasına çok şaşırıyorum.
Eeee, bunları niye şimdi yazıyorsun derseniz, yeni sürümü çıkmış, Gökdeniz kurmuş, ben duyurayım, siz kurun, sonra gelenler de hani bana hani bana desin diye…
İnternet’te sürtmek
September 5th, 2008“Internet surfing” terimi ilk kullanılmaya başlandığında ben de Türkçe “İnternet’te sürtmek” terimini kullanmaya başladım. Bu durumda “surfer” terimini de “sürtük” olarak çevirebiliyoruz. Bu şekilde adlandırdığım kişiler bana güldü ama terimi benimsediklerini söyleyemem. ![]()
Bütün “İnternet sürtük”lerine sevgilerle
OOXML raporu
March 27th, 2008Ocak ayında bölümümüze TSE’den daha önceki OOXML görüşünü değerlendiren ve yeni görüş isteyen bir yazı gönderilmişti. Biz de kısa süre içinde Internet’teki iki taraftan kaynakları ve diğer ülke görüşlerini okuyarak bölüm görüşü oluşturan bir rapor hazırlamıştık. Raporu dağıtmadığımızı farkettim. Buyrun: OOXML ODTÜ Bilgisayar Mühendisliği görüşü
Ders Notlarim
March 13th, 2008Geçen yaz ODTÜ’nün OpenCourseWare projesi için ders notu çağrısı yapmışlardı. Ben de
yanıt vermiştim. 2-3 hafta önce Programlama Dili Kavramları dersimi koyduklarını gördüm. Dersin 2/3′lük kısmının notları var ve güzel yanı uzaktan eğitim için Türkçe hazırlamış olmam.
İngilizce olarak yine “Bilgisayarlı Grafik” dersi notlarım da aynı yerde var. Gerçi bu dersin daha güncel OpenGL örnekli kopyası dersi benden sonra verenler tarafından bölüm sayfasında geliştiriliyor.
Proje güzel bir proje. Ders içerikleri Creative Commons’la açılıyor. Ama şu anda ders sayısı çok az ve dersler detaysız. ODTÜ gibi İngilizce eğitim yapan bir kurumda Türkçe not pek üremiyor tabii. Çevirme gönüllülerini severek projeye dahil edeceklerini tahmin ediyorum.
!f İstanbul AFM Bağımsız Fimler Festivali
March 8th, 2008İki senedir devam ettiğim festivale bu sene de abartıp 7 filmle katıldım. Seyrettiğim filmleri bir not düşeyim:
- Puffy Chair:
“Başka bir Amerikan yol filmi” olarak kısaca özetlenebilir. Otele az para atmak için yapılan numara, şıpsevdi kardeş ve karakterlerin ufak tefek hastalıkları filme kısmen renk verse de çok doyurucu bir film değil. - Ploy:
Süper ağır çekim bir Tayvan filmi. Tamam karakterler çok sıkıcı bir gün geçiriyor da seyircilerin günahı ne?
Toplamda 40 dakikaya sığacak 3-4 renkli olay için uzun mu uzun bir film çekmiş yönetmen. - Itty Pitty Titty Committee:
Feminist bir film olduğunu okumuştum ama film anarşist-feminist ve lezbiyen bir film çıktı. Feminizmin dozajı benim için (ve çoğu erkek için) fazla. Filim ideolojik mesajını kenara korsanız geriye vasat bir romantik komedi kalıyor. - Sürgün: Tarantino tarzı, mafya hesaplaşmalı bir Çin filmi. Zaman zaman çizgi roman havasında bir film. Bol bol çatışma vuruşma sahnesi var. Aksiyon severlere tavsiye edilir.
- Year of the Nail: Gitmeden bol miktarda fotoğraf seyredeceğimi biliyordum ama film meğer sadece fotoğraflardan ibaretmiş. Yönetmen belki binlerce fotoğraf çekmiş ve bu fotoğraflar bir senaryo çerçevesinde birleştirilmiş. Oyuncular fotoğrafların üzerine konuşarak oynuyorlar. Ses efektleri, bol sayıda fotoğraf ve oyuncuların sesleriyle gerçekten oldukça akıcı bir film etkisi yaratılabiliyormuş. Genç bir “gringa”nın Meksika’da misafir olduğu ailenin küçük oğluyla yaşadıkları oldukça saf ve güzel şekilde anlatılmış. Seyredilebilir bir film.
- Eagle vs Shark: Ödüllü bir Yeni Zelanda komedisi olan film tuhaf bir aşk hikayesi. Erkek karakter “Napolyon Dynamite”‘i anımsatan bir zavallı olmasına rağmen son derece yüksek özgüvene sahip. Genç kadın ise çekici ve popüler değil ve adama aşık oluyor. Sahnelerin yanısıra Yeni Zelanda şivesi de ayrıca komik. Komedi düzeyi insanı kahkahadan kıracak düzeyde değil, adam bazen çok sinir bozucu olabiliyor ama hoş sahneler var.
- You the Living:Hoş bir İsveç filmi. Kesişen/kesişmeyen birçok hikayeden özellikle de düşlerden oluşuyor. İnsani olan birçok duygu esprili bir dille anlatılmış. Yer yer gerçeküstü hoş çıkışlar var. Seyredilebilir bir film.
LKD YK’ya veda
October 10th, 20072003 yılında yedek üyelikten dahil olmuş olduğum Linux Kullanıcıları Derneği Yönetim Kurulu’ndan 1 hafta kadar önce istifa ettim. Yönetim Kurulu’nun yoğun toplantı programına ve çalışma yöntemine uyamadığım için uzun süredir gurur duyarak sürdürdüğüm bu görevi bıraktım. Malesef devam ederek bir şeyleri değiştirecek enerjim yoktu.
Bu yaz: Moldova
September 24th, 2007Günlüğümü uzun süredir ihmal ettim. Yaz boyunca doğru dürüst bir yazı yazmamışım.Kısa kısa özetleyeyim. Önce Moldova.
Bu yaz Moldova’ya gittim. Balkan bilgisayar olimpiyatı Kişniev’de düzenlendi. 4.5 milyon nüfusu olan, bunun 1 küsür milyonu başkentinde yaşayan, onun dışında da doğru dürüst şehri olmayan SSCB içinde de ezilmiş yoksul kalmış bir ülke . Ama kendi içinde bir sevimliliği var. Ruslardan kurtulduklarına seviniyorlar. Aynı dili konuştukları Romanya’yla dirsek teması içindeler. İnsanları oldukça sıcak kanlı.
Tabi “Moldova’ya gittim” deyince herkesin yüzünde yaramaz bir gülümseme oluşuyor. Evet, kızları çok güzel. Koşuşturma içinde alemlere dalamadık (bi de şort olayı var tabi
). Ama eşe dosta gösterecek birşey olsun diye rehber kızlardan birisine rica ettim. Buyrun, Nadya ve ben. Gözlemlediğim birşey de 23-24 yaş altı kız nüfusu (en azından sokakta) çok fazla iken daha yaşlı kadınların ortalıkta olmayışıydı (müzdaripmişim gibi söyledim
ama esas amacım bir tespit). Utandığımdan soramadım ama tahminim çoğunun yurtdışında çalıştığı. Zaten İstanbul Kişniev uçağındaki Moldova’lı kadın ve çocuklar sular gibi Türkçe konuşuyordu. Buradan önemli bir ihraç kaleminin insan olduğunu anlamış olduk. Zaten ülke ekonomisi yurtdışında işçi, temizlikçi vb. çalışanların gönderdikleri parayla ayakta duruyormuş.
Diğer (!) bir ihraç maddesi de şarap. Zaten başka birşey de yok. Purcari diye bir markanın tesisine götürdüler. Son derece güzel şarapları var. 19. yy.da kimsenin bilmediği küçük bir çiftlikken uluslarası bir yarışmada altın madalya almışlar. Ondan sonra da ünleri devam etmiş. 1984′te İngiliz Kraliçe’sinin resepsiyonunda şarap vermişler. Fotoğraftaki 4 şarap 1940′lardan kalma, fiyatını bilemiyorum ama çalsam mı diye düşünmedim değil
. Türkiye’de 35-40 liraya alamıyacağınız şarapları 7 liraya neredeyse hibe ediyorlardı. Malesef kasayla taşıma olasılığım yoktu 2-3 şişeyle yetindim.
Periyodik cetvel, spektrum tablosu, bunlar inanılmaz bir hazine.
June 26th, 2007aşağıdaki yazı bizim Kovan laboratuvarının gazetelerde çıkan haberlerden birine İnternet’ten yapılmış:
Otomatik kontrol mefhumu oldukça önemli.Artık insanlık öyle bir hale geldi ki birbirlerini öldürme yarışına giren modern entel toplumu yüzünden otomataya girmemek yazık olurdu.insanlar arayış içindeler mor ötesi,kızıl ötesi derken artık galaksiler arası haberleşmeye kadar gidiyor.Bir mor ötesi ampül bağlıyor ses titreşimlerini aynen gönderiyor.Temel bilimler çok önemli.Periyodik cetvel,spektrum tablosu bunlar inanılmaz bir hazine.İnsanoğlunun bilgi hazinesi kimsenin tekelinde kalmamalı,yayılmalı.
Kesinlikle süper
. Organize yapay zekayla ilgili çok değerli çalışmalar yapan bir laboratuvarın bütün çalışmasını aslen pek alakalı olmayan “mayın temizleme”ye indirgeyen habercilere mi yoksa bu yorumu ve diğer yorumları yapanlara mı güleyim bilmiyorum. Sonuçta ülkenin bilime bakışı komik, hatta trajikomik
Tuna ve Gcompris sunumu
May 8th, 2007
Sanırım şenlikte bu sene bir yaş rekoru kırdık. Değerli arkadaşım ve asistanım Tuna’yla “GCompris: Çocuklar İçin Eğitici Özgür Oyunlar” adlı bir seminer verdik. Ben sıkıcı kısmı yapıp projeyi vs. anlattım Tuna da bilmeyenler için oyunları gösterdi.
Tuna 2002 doğumlu, 5 yaşında ve 2 yaşından beri GCompris oynuyor. Bir kurtarma operasyonu için annesinin dizüstü bilgisayarına acilen Linux kurup onun üzerinde ppracer gibi oyunlarla birlikte GCompris’le tanıştırdım. Uzun süredir de bayağı idare etti. Malesef artık Zoo Tycon gibi boyundan büyük oyunlara merak saldı. Eskisi kadar oynamıyor ama arada bir bakmayı ihmal etmiyor.
Seminerden sonra Tuna biraz bozulmuş “ben sayı toplamayı da gösterecektim, ben sözcük bulmayı da gösterecektim. Onur bana göstertmedi” diye.
. Eh kısmetse başka zaman…